Gazze’nin Cennet çocukları

Anlamlı Yazılar

Gazze’nin masum bebekleri, küçücük çocukları. Günlerdir sizin cennet fotoğraflarınıza bakıyoruz. Bakamıyoruz, bakar gibi yapıyoruz. Yüreğimiz, yüreklerimiz daralıyor.

Daralıyor, sıkışıyor, bitiyoruz. O dağınık saçlarınız. Ecel rüzgârında dalgalanır gibi. Ne güzel saçlarınız var sizin. Ne de güzel, yaşar gibi bakan donuk gözleriniz. Anlamaya çalışıyorum, bize neler anlatıyor, neler fısıldıyorsunuz.

Yüzleriniz ne güzel. Ölümün izleri tutunamaz mı sizin yanaklarınızda?

Siz nasıl bakıyorsunuz öyle? Ne diyorsunuz katılaşmış, katran sürünmüş, pas tutmuş vicdanlara? Zalimin bombalarına, mermilerine en büyük cevap siz misiniz?

Anneleriniz size doyamadan, babalarınız doya doya koklayamadan, nasıl da kayıp gittiniz ellerinden, ellerimizden. Giderken, bütün dünyanın çocuklarını sorulara boğdunuz. Sizin masum yüzlerinize bakarken evde annelerine, babalarına sorup durdular: Çocuklar neden ölüyor anne? Çocukları neden öldürüyorlar?

Cevap veremedi kimse. Boğazlara bir düğüm atıldı. Ne diyecektik? Ne demeliydik?

Ben o güzel yüzlerinize önce cesaret edip, bakamadım. Toplayamadım kendimi. Sonra dayanamadım. Bak dedim, onlar cennet yüzleri. Bir de dağınık saçlarınıza takıldım. Ne güzelmiş şehit bebeklerin saçları. Okşamak isterdim. Cennetten kokular sürünmüştür şimdi onlara diye koklamak isterdim. Yüzüm olur muydu? Elim gider miydi? Suçluyuz hepimiz…

Sonra teselli aradım. Cennette Peygamberimiz okşayacak o saçları, o masum başları. Peygamber şefkati dedim. Düşündüm sonra, Kasım’ı, Abdullah’ı, İbrahim’i okşar gibi okşayacak Gazze’nin cennet çocuklarını. Kim bilir nasıl da oyunlar oynardı, Peygamberim, tutarak ellerinizden. Size elleriyle yemişler verirdi, sizinle yarış ederdi kim bilir. Cennet çocukları, nasıl da özenirlerdi size kim bilir. Sorarlardı sizi, bunlar da kim? Kim böyle İnsanlığın İftihar Tablosu’na arkadaş olanlar? Siz cevap mı verirdiniz: Biz Gazze’nin çocuklarıyız. Yan yanaydı küçücük kefenlere sarılı bedenlerimiz. El eleydik, sıra sıraydık, ellerdeydik, havalardaydık. Doğrudan geldik biz buraya… Sizin orada bahçeleriniz mi olurdu; adını Gazze mi koyarlardı?

Siz cennetin kapısında annelerinizi babalarınızı almadan gitmez misiniz? Bizi de bekleyin… Bizi de işaret edin…

O masum yüzleriniz, o sıra sıra cennet kundaklarına sarılmış halinizle siz, bize bütün hayatı sorgulatan bakışlarınızla siz, boşuna ölmüş olamazsınız. Anladıklarımızdan, daha büyüktür anlattıklarınız. Siz kurumuş çöllere can veren rahmet damlaları gibi, yüreklere şefkat, merhamet yağdırıyorsunuz. Siz, bilseniz ne çok taşlaşmış kalbi çözdünüz, erittiniz. Siz, “sadece ben” diyen insanlara, yüreği hatırlattınız. Kanayan bedenlerinizle, vicdanları kanattınız. Kurumuş nice göz pınarına yaş yürüdü, bakarken o bakılamaz gözlerinize… Siz buğday tohumu gibi hatta ondan da öte, bir düşünce toprağın bağrına milyon dirildiniz. Bizi insanlığımıza dirilttiniz.

Eğer ihtiyar dünyamız bir bahar daha yaşayacaksa, taşlaşmış kalplerle gelmez o bahar. Merhamet, şefkat, vicdan gelmeli önce. İnsan dirilecekse, insaniyet dirilmeli önce. Demek size düştü, sizin masumiyetinize düştü bu görev.

Size o zalim, o merhametsiz, o kalpsiz adamlar, kadınlar nasıl da kıyıyorlar. Nasıl da utanmıyorlar.. korkmuyorlar.. pişman olmuyorlar… Siz, Gazze’nin cennet çocukları, siz onları teşhir ettiniz. Onlara destek verenleri teşhir ettiniz. İnsan hakları, hayvan hakları diyenlerin suskunluğunu, ortadan kayboluşlarını teşhir ettiniz. Nasıl da yakalandılar, masum bakışlarınızda… Bu kadarını ummayan, bu kadarını düşünemeyen, “medeniyet, demokrasi, insan hakları falan filan var artık, böyle vahşetler Nazilerin döneminde kaldı artık” diyenlere, en anlatılamazı anlattınız.

Gazze’nin cennet çocukları, kararan vicdanları sarstınız. Dünyaya dalan Müslümanlara, mümin olma şuurunu hatırlattınız. Dağınık saçlarınız ve yaşıyormuş gibi bakan gözleriniz, on günde ne çok şey anlattı bize… Eminim, ahınız, kalmaz düştüğünüz yerde…

Bu yazıyı paylaşın!
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • Print

Benzer yazılar

1 yorum


1 yorum

  1. büşra  •  Oca 13, 2009 @23:19

    Gerçekten çok güzel bir yazı olmuş. İnsanı başka yere götüren, içini okşayan, düşünmeyi sağlayan bir yazı.
    Savaş, ölüm ve onları anlamak. Aslında onları anlamak çok da zor değil. Çoğu insan kendini onların yerine koyuyor ve onları anlamaya çalışıyor.. Kimisi ise o durumda olmayı düşünmek bile istemiyor. Bu savaş ve daha nice nice savaşlar şuuru açık olup da uyuyan insanlara bazı gerçekleri göstermeye vesile oldu diyebiliriz. Bir şeylerin farkına vardılar. Görünenin aksine görünmeyeni , benliklerinde saklı olan hazineye bulmaya başladılar. Bu insanların içinde yer almalıyız hepimiz ve bunu ebediyete kadar sürdürenlerden olmalıyız..
    ‘Cennetin çocukları ve Peygamber Efendimizin onları kendi çocukları gib okşaması..’ ne mutluluk verici bir durum. Duruma bu yönden bakıldığında ölen çocuklar gibi olmak istiyor insan. Kaçımız masum ki bu hayatta, kaçımız bir şeyleri ölesiye istedik ve de bir şeyler yaptık. Yapmaya çalışanalar var elbet ama destek görmek istiyorlar haklı olarak ve tutunmak istiyorlar, biliyorlar çünkü bir gerçek var ve bu gerçeğe bir el ile sonuna kadar ulaşmak istiyorlar savunmazsızca.
    Filistin ve Gazze,dua isteyen ve de dua olarak ‘ Öleceğimizi biliyoruz ama istediğimiz ailece ölmek bir kişinin bile acı çekmemesi, sağ kalmaması.. Çünkü bu büyük bir acı çaresizlik..’ diyen yürekler, bu durum bile onların psikolojisini ortaya koymaya yetiyor. Haklılar da Allah sabır versin hepsine..
    Yahudilerin bir emeli var ve bu emel kapısından geçene kadar emel kapısını çalmaya devam edecekler. Nasıl durdurulur bilmiyorum. Ama benim bir düşüncem var. Yahudileri ölüm sonrası güzel bir yaşam beklemiyor bunu çoğumuz biliyoruz. ama neden güzel yaşayamayacaklar işte buna neden de Filistin ve yahudilerin emelleri acımasızlıkları gösterilebilir. Allah onlara bu nedeni belki de bilerek veriyor. Peki neden Filistin? Ben de bilmiyorum. Allah’ın bir bildiği var. Belki bu nedene bağlı kalmak da yetersiz olabilir. Zaten Allah’a inanmadıkları için ayrı bir yargılama olacak elbette ama bu farklı bir durum; acımasızlık, öldürmek sadece emel için masumları acımadan öldürmek… Bazen insanın aklı almıor ama yaşadıkça da görüyor ve bir yerden tutmak istiyor yardım etmek istiyor.
    Her zaman duyarlı kalalım, geç olmadan bazı şeyleri görmeye çalışalım ve birbirimize destek olalım. Çünkü keşke demek göz yaşıyla da ölümle de ya da herhengi bir şeyle de sonuçlanabilir.  

    (alıntı yap)

Konuyla ilgili yorumunuzu yazın :)

İzin verilen parametreler : <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong> <pre lang="" line="" escaped="">